| Paul Kammerer'in Gerçek Hikayesi ve Mine Kırıkkanat'ın
Yanılgıları
Radikal gazetesi köşe yazarı Mine Kırıkkanat, 21
Nisan 2004 tarihli yazısında, bilim sahtekarlığı tarihinde tartışmalı
bir hikayeye sahip olan Paul Kammerer'i[*]
anlatıyordu. Kammerer, yaptığı deneylere dayanarak, yaşam boyu kazanılmış
özelliklerin sonraki nesillere aktarılabileceğini iddia eden, böylelikle
Lamarckizm'i tekrar gündeme getirmiş olan Avusturyalı bir biyologdu.
Bilim dünyasında çeşitli tartışmalara yol açan Kammerer, deneyinde
sahtekarlık yapıldığı ortaya çıktıktan kısa bir süre sonra yaşamına
son vermişti.
Mine
Hanım, yazısına Kammerer'in 'karizmatik bir hatip, tutkulu bir bilim
adamı' olduğunu söyleyerek başlıyor ve ardından kısaca sahtekarlığın
hikayesini anlatıyordu. Mine Kırıkkanat, büyük bir yanılgıya düşerek
Kammerer'in bu sahtekarlıkta aslında bir rolü olmadığını, yıllar
sonra aklandığını yazıyordu. Mine Kırıkkanat'a göre 'gerçeğin zaferiydi'
bu. Oysa Mine Kırıkkanat, amatör bir araştırmacının sahtekarlığını
-aleyhteki tüm kanıt ve yorumlara rağmen- görmezden gelerek yanılıyordu.
Kammerer'in bilimsel gözlemlerini tezlerine uydurmak
için gerçekleri nasıl çarpıttığına dair önemli deliller mevcuttur
ve bunlar aslında yaygın olarak bilinmektedir. Bu yazıda Mine Hanım'ın
görmezden geldiği gerçekler ortaya konarak Kammerer'in 'gerçek hikayesi'
anlatılacaktır.
Kammerer'in Lamarckçı iddiaları
Fransız biyolog Jean Baptiste de Lamarck, 1809 yılında
yayınladığı Zoological Philosophy adlı kitabında, yaşam boyu kazanılmış
özelliklerin sonraki nesillere aktarılabileceğini öne sürmüştü.
Lamarckizm'in hayal ürünü iddialarına göre, zürafaların uzun boyunları
yüksekteki dallara uzanabilmek, balıkçılların uzun bacakları da
bedenlerini suyun ıslaklığından korumak için 'kendi istek ve çabaları
doğrultusunda' gelişmişti. Bu iddiaya göre benzer şekilde, örste
demir döven bir nalbantın çocukları adaleli kollara; her gün uzun
saatler piyano çalan bir piyanistin çocukları ise narin parmaklara
sahip olabilirdi.
Lamarckizm'in bu hayal ürünü iddialarının geçersizliği
ilk olarak, 1880'li yıllarda Alman bilim adamı August Weismann tarafından
yapılan deneylerle ortaya kondu. Weismann, 1.592 adet farenin yirmi
iki nesil boyunca kuyruklarını kesti. Ancak tek bir fare dahi kuyruksuz
yavru doğurmadı. Bu ve benzer kanıtlarla Lamarckizm'in geçersizliği
gösterilmiş oldu.
Ne
var ki Lamarckizm bir dönem sonra Avrupa'da tekrar gündeme oturdu.
Bu, Avusturya'nın başkenti Viyana'da bulunan Deneysel Biyoloji Enstitüsü'nde
biyolog olarak görev yapan Paul Kammerer'in deneyleriyle gerçekleşti.
Kammerer, 1903 yılında başlayıp 1. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar
Kuzey Amerika semenderi, deniz fıskiyesi ve ebe kurbağası üzerinde
deneyler yaptı. Kammerer'in deneylerinde ön plana çıkan canlı, yanda
resmi görülen ebe kurbağasıydı. (Midwife toad)
Bu türün erkekleri yumurtaların bakımını üstlenir
ve çatlayıncaya kadar onları bir öbek halinde arka bacağının etrafına
sarar. Bunların 'ebe kurbağası' olarak isimlendirilmesinin sebebi
de budur. Bunların bazıları karada eşleşirken, diğerleri suda eşleşir.
Kammerer, karada eşleşen ebe kurbağalarını laboratuvarda
özel olarak hazırladığı akvaryumda suda eşleşmeye zorladı. Çalışmalarının
sonuçlarını 1919 yılında yayınladı ve kara kurbağaların erkeklerinin
ön bacaklarında, siğile benzeyen ve suda eşleşme sırasında eşine
tutunmasını kolaylaştıran 'çitfleşme yastıkları' (nuptidial pads)
çıktığı gibi bir sonuç rapor etti. Bu gibi çiftleşme yastıklarının,
suda eşleşen birçok kurbağada olduğu biliniyordu. Kammerer, buna
ilaveten, deneylerinde kullandığı kurbağaların erkek yavrularının
bu yastıklara sahip olarak doğduklarını iddia etti.
Sahtekarlığın Ortaya Çıkışı
Kammerer'in iddiaları bilim adamlarını ikiye böldü.
Bazıları bunu bilim alanında yeni araştırmaların başlangıcı olarak
heyecanla karşıladığı halde diğerleri etkilenmiş görünmüyor, iddiaların
doğruluğu hakkındaki şüphe ve itirazlarını sürdürüyorlardı. Kammerer,
garip bir şekilde, konuyla ilgili bilim adamlarının kurbağaları
yerinde incelemek üzere Viyana'ya gelmesine izin vermiyordu. Bu
da Batılı bilim adamlarının kafasını daha fazla karıştırıyordu.
Bilim adamlarının bunları 'ancak Viyana dışında- görmesi tam 4 yıl
sonra mümkün olacaktı. Kammerer 1923 yılında, İngiltere'nin önde
gelen bilim adamlarına Cambridge Üniversitesi'nde bir sunum yaptı
ve bir kurbağa örneğiyle bazı fotoğraflar gösterdi. Ekipte, William
Bateson da bulunuyordu. Bateson, tartışmalar boyunca ısrarla Kammerer'e
karşı çıkarak en önemli rakibi haline gelmişti. Bu inceleme de,
Bateson'ın fikrini değiştirmeye yetmedi. İngiliz bilim adamı, iddia
edilen çiftleşme yastığının 'hiç de yastık falan olmadığını, sadece
siyah pigment lekesinden ibaret olduğunu' söyleyip itirazlarını
sürdürdü. 1
Yine de Kammerer'in kurbağalarıyla ilgili gerçek henüz
tam olarak ortaya çıkmış değildi. Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nde
sürüngenler bölümü başkanı olarak görev yapan Gladwyn K. Noble'ın,
1926 yılında Viyana'ya gelip de kurbağaları incelemesine izin verilmesiyle
birlikte gerçek anlaşıldı. Noble, Deneysel Biyoloji Enstitüsü başkanı
ve Kammerer'in eski patronu Dr. Hans Przibram'ın eşliğinde, kalan
son kurbağa örneğini inceledi. Noble ve Przibram, kurbağada çiftleşme
yastıkları gibi bir yapı görmedikleri gibi, derilerinin altına mürekkep
enjekte edilmiş olduğunu fark ettiler. Bu lekeler çiftleşme yastığı
değil, aksine açık bir sahtekarlığın ürünüydüler. Noble, incelemelerinin
sonucunu ünlü Nature dergisinde yayınlayıp bu akademik sahtekarlığı
duyurdu.2 Son yıllarda uluslararası bir tartışmanın
odağına oturmuş olan bu deney, sahtekarlıktan ibaretti.
Olayla İlgili Uzman, Şahit ve Yazarların Yorumları
Işığında Mine Kırıkkanat'ın Yanılgıları
1) Kammerer'in "tutkulu bir bilim adamı" olduğu yanılgısı
Mine Kırıkkanat, Kammerer'den "tutkulu bir bilim
adamı" olarak söz etmektedir. Ne var ki olayın şahitleri ve
uzmanların ifadeleri, Kammerer'in bilimsel saygınlığının oldukça
az olduğuna dair işaretler vermektedir. Kammerer'i çalışma ortamında
bizzat ziyaret etmiş olan ünlü genetikçi Richard Goldschmidt, ABD'nin
ünlü bilim dergisi Science'da yayınladığı 'Araştırma ve Politika'
başlıklı makalede Kammerer'in kendi makalesinde bile tutarsız olduğunu
şu sözlerle belirtmiştir:
'[Ebe kurbağalarıyla ilgili] İddialar üzerindeki tartışmalar
sırasında, Kammerer'in makalesinde birbiriyle uyuşmayan ifadeler
bulundu. [Kammerer'in] Bizzat kendi kayıtlarına göre, iddia ettiği
nesiller için yeterli süre yoktu.' 4
Goldschmidt, Kammerer'in çalışma şekli hakkında ise şunları yazmıştır:
Kammerer'de o zaman, kazanılmış karakteristiklerin kalıtımını ispatlayabileceği
fikri uyandı ve bu fikre kendisini öylesine kaptırıp inandırdı ki
kendi kayıtlarını 'geliştirmeye' başladı. Laboratuvarında gördüğüme
dayanarak söylüyorum, canlı örneklerinin ölümüyle sonuçlanan deneylerine,
tekrar tekrar benzer görünümlü canlılarla başladığına inanmak için
sebeplerim var. 'Akvaryumcu' aklı bunun yanlış olabileceğini düşünmedi.
Bir deneyin neler gerektirdiğinden bütünüyle habersizdi. Sonraki
yıllarda iddialarını kanıtlamanın gerekliliğiyle kendini o kadar
doldurdu ki, sonuçlar icat etmeye veya onları 'tamir etmeye' başladı.
Kammerer'i çalışma ortamında görmüş ve deney sonuçları üzerindeki
çarpıtmalarını sonradan açıklamış olan bir isim, kendisine bir süre
asistanlık etmiş olan Alma Mahler-Werfel'dır. Kammerer'in asistanı
bu konuda şunları söylemiştir:
"Kayıtlar tuttum ve onları aynen olduğu gibi
tutmada çok titizdim. Ancak bu, Kammerer'i memnun etmedi. Pozitif
sonuçlu daha belirsiz bir kayıt onu daha fazla memnun edebilirdi.
Onda sahtekarca birşey vardı anlamında söylemiyorum; hayır, araştırmasının
sonuçları[nın istediği gibi olması] konusunda o kadar ateşliydi
ki, bilinçli olmayan bir şekilde doğrudan uzaklaşabilirdi... Test
edilmesine yardım ettiğim semender deneyi yeteri kadar gözlemlenmedi
ve çok erken yayınlandı." 5
Robert Silverberg'ın 'Bilim Adamları ve Alçaklar: Sahtekarlıkların
Kitabı' isimli kitabında ise Kammerer hakkında şu ifadelere yer
verilmektedir:
"Kammerer kendini bir bilim adamı olarak tanıtıyor;
öyle yazıyor ve öyle konuşuyordu. Ama gerçekte, yaptığı şey gerçek
bilimin tersiydi. Bilim adamı gerçekleri gözlemleyerek başlar ve
sonunda gözlemlerinden bir teori oluşturur. Kammerer bir teoriyle
-Lamarck'ın teorisiyle- başladı ve gerçekleri, fikirlerine uymaları
için çarpıttı ... Böylece, belki de bu noktada işine ve kendisine
karşı dürüst olmaktan çıktığını fark etmeksizin, [kurbağalardaki]
yastıkları kendi üretti."6
Yukarıdaki ifade ve yorumlar, Mine Kırıkkanat'ın yazısında çizilen
'tutkulu [ve masum] bilim adamı Kammerer' tablosunun bir yanılgı
olduğunu göstermektedir. Çünkü dönemin şahit ve uzmanları, deneylerin
bilimsel değil 'akvaryumcu' yani bilim açısından amatör bir zihniyet
içinde yürütülüp hırs yüzünden çarpıtıldığını belirtmektedirler.
Açıktır ki, dürüst bilimin yanında olduğunu iddia eden herkesin,
buradaki 'amatörlüğü' ve özellikle saplantı derecesindeki, arzulanan
sonuçlara ulaşma hırsını reddetmesi, bunlara destek vermekten kaçınması
gerekmektedir.
2) Kammerer'in İnceleme Heyetini 'Sevinçle' Karşıladığı Yanılgısı
Mine Kırıkkanat, yazısında Kammerer'in kurbağaları
üzerindeki incelemenin tam 6 yıl gecikmeyle gerçekleşebilmesine
hiç değinmemekte, hatta Kammerer'in bilim adamları heyetinin objektif
inceleme talebini 'sevinçle' kabul ettiğini yazmaktadır.
Oysa bu da bir yanılgıdır. Kammerer 6 yıl boyunca
hiçbir inceleme heyetini Avusturya'ya gelip incelemede bulunmaları
için davet etmemiştir, hatta istekleri geri çevirmiştir. Bu durum,
Kammerer adına bir hevesten, dolayısıyla sevinçli bir karşılamadan
da söz edilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
3) Arthur Koestler'e Dayanarak Kammerer'i Haklı İlan Etme Yanılgısı
Mine Kırıkkanat, Kammerer üzerindeki sahtekarlık perdesinin sosyal
düşünür ve yazar Arthur Koestler'in, konuyla ilgili kitabı için
yaptığı bir araştırma sonucunda ortadan kalktığını yazmaktadır.
Sayın Kırıkkanat'ın ifadelerine bakan birisi, Arthur Koestler'in
kitabının Kammerer'i kesin olarak akladığını zannedebilir. Oysa
bu bir aldanış olacaktır. Çünkü Mine Kırıkkanat, Koestler'in bu
konuda kesin bir yargı ortaya koyamadığı bölümünü gözardı etmiştir.
Koestler, kitabında Kammerer'den yana tavır almakla birlikte sahtekarın
Kammerer'in kendisinin de olabileceği ihtimalini reddetmemiş hatta
açıkça belirtmiştir. Koestler, 'Ebe Kurbağası Olayı' isimli kitabının
107. sayfasında şunları yazmıştır:
"Kammerer bunu yapmış olabilir. Cambridge'deki
aslanların çalışma odasına yolculuğundan önce değil ama dönüşünden
bir süre sonra. Umutsuzluğa kapıldığı bir anda [kurbağalara mürekkebi]
enjekte etmiş olma ihtimali hariç tutulamaz." 7
Görüldüğü gibi Mine Hanım, Koestler'in gösterdiği hassasiyeti görmezden
gelmekte, dahası Kammerer'i, Koestler'in kitabından doğruyu yansıtmayacak
şekilde alıntılar yaparak haklı ilan edebilmektedir.
4) Kammerer'in Deneyini Evrim Kanıtı Zannetme
Yanılgısı
Mine Kırıkkanat'ın yazısındaki, "Paul Kamerer,
haklıydı. Mutant kurbağaların baş parmağında, su altında dişi kurbağalara
yapışmalarını sağlayan siyah bir hörgüç gelişmişti" sözleri,
bu deneyin sonuçlarını evrim teorisine bir kanıt gibi algıladığını
göstermektedir. Bu da Mine Hanım'ın konuyla ilgili bir başka önemli
yanılgısıdır.
Öncelikle 'mutant kurbağa' iddiasının bilimsel bir
gerçekliğinin olmadığının altını çizmek gerekir. Mine Hanım, tartışmalı
bir deneyin yıllar sonra ortaya çıkmış bir elemanının sözlerine
dayanmaktadır, mevcut bir kanıta değil, ki bu kişinin itiraflarının
doğruluk derecesi ayrı bir tartışma konusudur. Bilimsel teoriler,
elde edilen bulgularla test edilir, bulgulara ait hikayelerle değil.
Sözgelimi, bir kişi UFO gördüğünü heyecanla anlatan bir kişinin
hikayesine dayanarak UFO teorisi kanıtlandı diye ortaya çıksa benzer
bir yanılgı ortaya koymuş olur.
Diğer yandan, Kammerer'in kurbağalarla ilgili iddiaları
'gerçekten' gözlemlenmiş olsa bile -ki ortada böyle bir gözlem yoktur-
modern bilimin ışığında, bunların evrim teorisine destek olarak
algılanması yanlış olur. Yeni organların 'geliştiği' iddiası amatörce
uydurulmuş bir evrim masalından ibarettir. Dikkat edilirse kurbağalarda
genel olarak zaten mevcut olan bir organ söz konusudur. Bu durumda
ebe kurbağasında yastıkların görülmeye başlanması, genlerin açılıp
kapanmasıyla kolaylıkla açıklanabilir.
Nitekim biyokimyager Dr. William Reville, Kammerer
olayını konu alan ve 'Kurbağa Çalışması Yanlış Deneyler Doğurdu'
başlığını taşıyan, 28 Kasım 2002 tarihli makalesinde şunları yazmıştır:
"Durum her ne olursa olsun, Kammerer'in deneyi
yanlış düşünülmüştü. Ebe kurbağasında gerçekten çiftleşme yastıklarının
gelişimini gözlemlemiş olsa dahi, bu, Lamarckçı kalıtım için bir
ispat oluşturmazdı. Böyle bir gözlemin açıklaması, ebe kurbağasında
çiftleşme yastıklarının üretimiyle ilgili genlerin mevcut olduğu
ancak normalde aktif olmadıkları şeklinde olur. Ancak, kurbağalar
suda çiftleşmeye zorlanmanın getirdiği aşırı çevresel uyarıcıyla
karşılaştıklarında bu genler açılır." 8
Normalda aktif olmayan genlerin yeniden aktif olması,
evrim teorisine hiçbir kanıt oluşturmayan bir olgudur. Genler, embriyolojik
gelişim sırasında belli evrelerde ya da yaşam boyu mevsimlere göre
belli yapıların üretimini düzenleyecek şekilde açılıp kapanabilir.
Örneğin bitkilerin ilkbaharla birlikte çiçeklenmesi böyle genlerin
açılıp aktif hale geçmesiyle başlar. Diğer yandan, genlerin aktivitesi
her zaman düzenli döngüler halinde gözlemlenmeyebilir. Kimi zaman,
değişen çevresel faktörler (global ısınma gibi), bu genlerin açılıp
kapanma dönemlerini değiştirebilir. Ayrıca organizma için bazı çevre
şartları altında bir genin kapalı hali avantajlı iken, başka çevre
şartlarında aynı genin açık hali avantaj sağlayabilir.
Sudaki ebe kurbağasının yastıkları, suda eşe tutunma
açısından bir avantaj oluşturduğu halde karada herhangi bir fayda
sağlamayabilir. Hatta canlının hareket kapasitesi açısından bir
dezavantaj bile ortaya çıkarabilir. Böyle bir durumda sözkonusu
gen, karada çiftleşen kurbağalarda normalde kapalı, suda çiftleşenlerde
ise normalde açık halde bulunur. Karadaki kurbağaların özel olarak
suda eşleşmeye zorlanması, bu genlerin tekrar açılmasını sağlayabilir,
böylece çiftleşme yastıkları kurbağaların bedeninde yeniden üretilmeye
başlanabilir.
Bu sürecin evrim teorisine neden kanıt oluşturmayacağını
şöyle açıklayabiliriz: Bu süreçte çevresel faktörler, organizmanın
DNA'sına hiçbir yeni genetik bilgi eklemiş değildir. Kapalı genler
aktif hale geçtiğinde devreye giren genetik bilgi zaten mevcut olan
genetik bilgidir. Mevcut genetik bilginin kullanımı ise elbette
ki 'evrim' meydana getirmez. Bu konuda şöyle bir benzetme yapabiliriz:
Bir otomobil lastiği fabrikası çok çeşitli yol tipleri için lastik
üretme teknolojisine sahip olsun ve bu imkanlarını üretime dönüştürmüş
olsun. Yine farz edelim ki bu fabrikanın yöneticileri, talebin azalması
sebebiyle, belli bir yol tipi, örneğin buzlanmış yollar için lastik
üretimini askıya almış olsunlar. Ancak üretimin kısıtlanmasından
sonraki kışın sert bir başlangıç yaptığını ve buzlu yol lastiği
talebinin arttığını görsünler. Talepleri göz önüne alan yöneticiler
bu lastiğin üretimine yeniden başlasınlar.
Bu senaryodaki fabrikanın sözkonusu lastik için gerekli
teknoloji ve tecrübeye en baştan sahip olduğu açıktır. Fabrikanın
lastik üretimine yeniden başlaması da ona yeni teknoloji veya üretim
bilgisi kazandırmış değildir. Benzer şekilde, kurbağalar da en baştan
çiftleşme yastığı üretecek genetik bilgiye sahiptir yani bu genetik
bilgi ile birlikte yaratılmışlardır. Ve kurbağalarda çiftleşme yastığının
açılması da bu canlıyı evrimleştirip başka canlılara dönüştürmemiştir.
Paul Kammerer ve Komünist Rusya
Yazımızın sonunda, Kammerer'in Sovyet devrimciliği
açısından sembolik önemine değinmekte fayda görüyoruz.
Kammerer, bir bilim sahtekarlığının merkezindeki bir
isme ideolojik sebeplerden ötürü nasıl ve neden destek verilebileceğini
anlamada önemli bir örnek oluşturmaktadır. Bununla okurlarımızın
bu yanlış hakkında bilgilenerek, bunun zamanımızdaki örneklerini
daha kolay teşhis edebilmelerine katkıda bulunabilmek amaçlanmaktadır.
Kammerer bir sosyalist ve ateistti. Lamarckçı görüşleri
nedeniyle Komünist Rusya'daki bilim çevrelerinin özellikle dikkatini
çekiyordu. O dönemde Lamarckizm'in Rusya için özel bir yeri vardı.
Komünizm, insanı çevresinin, özellikle de ekonomik koşulların bir
ürünü gibi görüyordu. Darwinizm'le karşılaştırıldığında Lamarckizm
iki sebepten ötürü komünistler açısından daha cezbedici görünüyordu.
Birincisi, Lamarckizm'e göre, komünizmde olduğu gibi, organizmaların
sözde evriminde çevre faktörleri daha belirleyiciydi. İkincisi,
Lamarckizm, sözde evrimde Darwinizm'e göre daha hızlı bir ilerleme,
devrimlerde olduğu gibi hızlı bir değişim iddiasındaydı.
Komünist Parti bu nedenlerden ötürü, Lamarckizm'i
resmi itikatı olarak benimsedi. Komünist Akademi, Avusturyalı Lamarckçı
Paul Kammerer'e 1925 yılında Moskova Üniversitesi'nde profesörlük
ve bir laboratuvar teklif etti. Kammerer kabul ettiyse de sahtekarlığın
ortaya çıkmasıyla beraber intihar etti. Ama sahtekarlığın ardından
gelen bu intihar, "yoldaşlarının" Kammerer'e güvenini
sarsmayacaktı. Onlar bunu kendilerince Batı'nın bir oyunu olarak
gördüler. Komünistlerin bu romantik bakış açısı, Kammerer'i kısa
bir süre içinde bir 'kahramana' dönüştürdü.
Bilim yazarı Robert Silverberg, komünistlerin Lamarckçı
Kammerer'i bir kahraman haline nasıl dönüştürdüğünü şöyle tarif
eder:
"Batı dünyasında, kazanılmış özellikler teorisi onunla [Kammerer'le]
birlikte öldü. Hiçbir şey Lamarckçı düşünceyi Paul Kammerer'in hayatına
son veren mermiden daha fazla sarsamazdı. Sahtekarlık ürünü olduğu
artık bilinen kurbağalar hakkındaki teorilerini hiç kimse ciddiye
alamazdı artık.
Rusya hariç. Yoldaşları Kammerer'in bilim adına öldüğünü düşünerek
yas tuttular. Kammerer'in kahraman rolünde olduğu bir Rus filmi
çevrildi. Bu filmde, canlı örnekleri üzerindeki sahtekarlığın bir
piskopos ile o dönemde sürgünde olan Alman kraliyet ailesinin bir
kapitalist zihinli üyesi tarafından birlikte düzenlendiği canlandırılıyordu.
Hikayenin kurgulanmış versiyonunda, sahtekarlık kahramanın intiharını
önleyecek zamanda keşfediliyordu..." 9
Kammerer'in ölümünden sonra Batı ile Sovyetler arasındaki
değerlendirme farklılığının çarpıcı boyutlarda olduğu görülmektedir.
Aynı adam, aynı olay; iki farklı blok, bir diğer deyişle iki farklı
ideoloji tarafından tamamen farklı şekillerde yorumlanmıştır. Batı,
sahtekarlıkla birlikte Lamarckçılığın bilimsel geçersizliğini kabul
ettiği halde Komünist Rusya devrimci unsurlar eklediği Lamarckizm'i
uzun yıllar daha benimseyip desteklemiş, bu doğrultuda sahtekarlık
hikayesinin odağındaki Kammerer'i bir kahramana bile dönüştürmüştür.
Mine Hanım'ı modern bilimin gerçeklerine dönmeye ve rasyonelliğe
davet ediyoruz.
[*] Mine Kırıkkanat'ın yazısında, bilim adamının
soy ismi tek 'm' ile, 'Kamerer' şeklinde aktarılmıştır. Soy ismin
doğrusu iki 'm' içermektedir ve 'Kammerer' şeklindedir.
Notlar:
1. 'The Inheritance of Acquired Characteristics',
Paul Kammerer, New York: Boni and Liveright Publishers, 1924, sf.
63
2. Noble. G. K., "Kammerer's Alytes," Nature CXVIII, August
7,1926, sf. 209-210.
3. Kammerer in Science 64, 1926, sf. 493-494
4. Richard B. Goldschmidt, "Resesarch and Politics," Science
109, 1949, sf. 219-227
5. Alma Mahler-Werfel, 'Mein Leben', Fischer Verlag 1960, sf. 54
6. 'Scientists and Scoundrels: A Book of Hoaxes', Robert Silverberg,
Crowell, New York, 1965, sf. 206
7. Arthur Koestler, 'The Case of the Midwife Toad', London 1971,
sf. 107
8. Dr. William Reville, 'Toad study spawned the wrong conclusion',
The Irish Times, 28 Kasım 2002, http://www.frogs.org/news/article.asp?CategoryID=65&InfoResourceID=1503
9. 'Scientists and Scoundrels: A Book of Hoaxes', Robert Silverberg,
Crowell, New York, 1965, sf. 203
|